4 Haziran 2008 Çarşamba

Karadeniz Turu 2. Gün Amasra - Safranbolu - Sinop

İstanbul'da her sabah duymaktan yorulduğum alarm yerine kuş cıvıltılarıyla uyandığımdan mı, Abant'ta soluduğum temiz havadan mı, yoksa sadece tatilde olduğumdan mı bilmem saat 06:00'da açıyorum gözlerimi Amasra'da.. Her yer sessiz, deniz çarşaf gibi..



















Terasta deniz manzaralı bir kahvaltı eşliğinde, emeklilik günlerimizi Amasra'da geçirme planları yapıyoruz..




Oymacılıkla meşhur bu şirin kasabada "ağaçtan insan bile yapılıp canının verilmediğini" öğreniyor, gazetelikler, bastonlar, salata kaseleri ve envai çeşit hediyelik eşyayla dolu Çekiciler Çarşısı'nı geziyoruz.




Çarşı cıvıl cıvıl, insanlar güleryüzlü, etraf tertemiz..

Amasra'da bir çöp kutusu.. Hayret ediyoruz, tertemiz ve etrafında çöp yok!

Çarşıda zarif dekorasyonuyla dikkatimizi çeken bir cafe-fırın: Ata Fırın


Mola vermek ve manzaranın tadını çıkarmak için tepedeki Ağlayan Ağaç çay bahçesinde soluklanıyoruz. Çay da çok güzel, Emel Sayın eşliğinde manzara da.. Dileyen manzaranın tadını dürbünle çıkarabiliyor..


Amasra'dan ayrılmak zor da olsa programımız yoğun.. Öğlen Safranbolu'ya hareket ediyoruz.

Bartın yolu nefis manzarasıyla bizi mest ediyor, meğer ne çok hasretmişiz doğaya..

Unesco'nun Dünya Miras Şehri ilan ettiği Safranbolu küçük ve capcanlı.. Havuzlu Asmazlar Konağı ziyaretçilere kapalı olduğundan, gezimize Cinci Han Otel'den başlıyoruz.



Çarşıda dolaşıp Sanfranbolu'nun susamsız simidinden tadıyoruz. Nefis!



Elimizde simit, Hıdırlık Tepesi'nin yolunu tutuyoruz. Biraz zahmetli bir parkurdan sonra Safranbolu ve mahremiyetin önemini vurgulayan giyotin pencereli Safranbolu evleri ayaklarımızın altında..

Öğlen yemeği molasını Kazanocağı'nda veriyoruz ve Ata Bey'in güleryüzlü servisi ile çok lezzetli yöresel yemeklerin tadına bakıyoruz..













Ermeni'lerin sık yaptığı
peruhi, içine kıyma yerine süzme yoğurt koyulan bir çeşit mantı.

















Terayağlı uzun fasulye
- Antalya şeker fasulyesi, bol soğanla yapılmış, enfes..


















Etli yaprak dolması
- öyle ufak sarılmış ki, çok zahmetli olmalı..

















Cevizli keşli yayım
- erişteye bayıldık!


















Bağlar gazozu
- çok hoş bir sakız kokusu var. Kahvelerde çok içildiğini öğreniyoruz..














Sakızlı sütlaç
- bundan böyle sütlacı mutlaka sakızlı yapacağım!


Yemekten sonra İmren lokumlarının tadına bakıp Hükümet Konağı'nı geziyoruz..



Öğleden sonra Safranbolu'dan ayrılıyoruz ve Sinop'a hareket ediyoruz. Gece yolculuk yapmayı tercih etmediğimiz için tur boyunca hava karardığında varıyoruz bir sonraki şehre. Böylece hem akşam hem de gündüz görüyoruz gezdiğimiz yerleri. Sinop'ta Öğretmenevi'ne yerleşiyoruz.


ve sahile inip Saray Restaurant'ın yolunu tutuyoruz.















İskorpit (çarpan) balığı














ve
karışık salata ile Karadeniz'de ikinci günümüzü noktalıyoruz..

3 Haziran 2008 Salı

Karadeniz Turu 1. Gün Abant - Amasra

Ne zamandır görmek istiyorduk Karadeniz'i.. İlk fırsatta araştırdık, sorduk, okuduk ve kendimize 1 haftalık tur programı çıkardık. Vakit azdı, görülecek yer ise çok.. Bu yüzden tam gezemediğimiz, hiç uğrayamadığımız yerler de oldu, fotoğraflayamadığımız güzellikler de.. Üzülmektense, "seneye inşallah" dedik..






















Yanımıza haritamızı, tur programımızı, yol boyunca okuyup işaretlediğimiz, eklemeler yaptığımız Gündüz Mutluay'ın
Köşe Bucak Karadeniz'ini, Mehmet Yaşin'in derlediğimiz notlarını, hırkalarımızı, şemsiyelerimizi ve yağmurluklarımızı da alıp Karadeniz maceramıza atılıyoruz.
İlk durağımız Abant Gölü. Bolu'ya 32 km. mesafede bulunan göl, çam ve köknar ormanlarıyla çevrili. Baharın ilk demlerinde henüz çiçek açmamış nilüferler gölün kenarlarını süslüyor.


Yürüyerek, yorulunca da arabayla gezerek 6,5 km'lik göl çevresini turluyoruz. Dileyen gölün etrafında kiraladığı bisikletle ya da faytonla da gezebiliyor. Her yer yemyeşil.. Çam ağaçlarından dökülen minik kozalaklar etrafa saçılmış. Göldeki kurbağaların şarkıları kuş cıvıltılarına karışıyor. Doğa, yolculuk boyunca bize hem görsel hem de işitsel anlamda sunacağı muhteşem şölenin ilk tatlarını sunuyor.



Açıkhava karnımızı acıktırınca göl manzaralı bir kır lokantasında meşhur sucuk ekmek için mola veriyoruz.















Moladan sonra Büyük Abant Oteli'nin yan tarafında köy ürünleri satış noktasını farkedip keşif
için içeri giriyoruz. Burası benzer ürünlerin satıldığı 6-7 dükkandan oluşan bir satış noktası. Dükkanlarda neler yok ki.. Reçeller, pekmezler, ballar, erişteler, bulgurlar, köy peynirleri, Bolu'ya özgü iri kuru fasülyeler ve patatesli ekmekler tezgahlarda yerlerini almışlar. Köylüler öyle içten ve eli açıklar ki, tezgahı işaret edip sorduğumuz herşeyden ikram ediyorlar, almak zorunda olmadığımızı defalarca tekrarlayarak..





Bolu Saray çikolatasından birer tane alıp diğer ikramları şaşkınlık ve mahçubiyetle geri çeviriyoruz. Elimizde olmadan aklımıza İstanbul geliyor. İlk şaşkınlığımızı yaşarken turumuz boyunca yapacağımız İstanbul - Karadeniz kıyaslamalarına başlıyoruz..








Manzarayı bir de karlı hayal ediyor ve kışın da gelmeye karar vererek 17:30'da Abant'tan ayrılıyoruz. Karabük üzerinden Amasra'ya doğru yol alıyoruz. Saat 21:00'de bu küçük ve şirin sahil kasabasına vardığımızda hava kararmış olduğundan ilk yaptığımız şey konaklayacak bir yer bulmak oluyor. Merkeze 10 dk. yürüme mesafesinde bulunan Seymen Otel'in deniz manzaralı odasını beğeniyoruz ve vakit kaybetmeden Amasra'nın meşhur salatasını tatmak için çarşıya iniyoruz. Şafak Lokantası'nda mola veriyoruz. Bu salatanın lezzetinin sırrının armut ağacından yapılmış kasede sunulması olmadığını, bol malzemeli ve süslü oluşu olduğunu öğreniyoruz.











Salatamıza balık eşlik ediyor..



ve Amasra'da balıktan sonra yenen ballı manda yoğurdunu tadıyoruz. Nefis bir lezzet ve çok hafif.. Bu yoğurt, İstanbul'da olsa muhtemelen denemeyeceğim ama Karadeniz'de büyük bir iştahla yiyip beğendiğim lezzetlerden ilki..



Böylesi güzel doğaya ve temiz havaya alışkın olmayan biz İstanbul'lu gezginler için ilk gün için oldukça yorucu bir tempoda geçiyor. Amasra'yı ertesi gün keşfetmek için hemen uykuya dalıyoruz..



1 Haziran 2008 Pazar

Döndük.. ve Dr. Oetker Dört Mevsim Kek

Hapsiyaş Köprüsü - Trabzon

6 günde 2700 km yol yapıp 1763 fotoğraf çektiğimiz ve bizi çok etkileyen Karadeniz turumuzdan -ruhumuzu orada bırakarak- İstanbul'a geri döndük.. Notları ve fotoğrafları düzenleyip gün gün sizlerle paylaşacağım..

Şimdi ise anneler günü kahvaltısı için hazırladığım keki paylaşmak istiyorum. Kahvaltı için ne yapacağımı düşünürken aklıma rafta duran Dr. Oetker'in Dört Mevsim keki ve dondurucudaki vişneler geldi. İşte sonuç:

Malzemeler:
1 paket Dr. Oetker Dört Mevsim
175 gr. yumuşak margarin (ben Becel kullandım)

3 yumurta
1/2 çay bardağı süt

1,5 su bardağı vişne (ayıklanmış ve süzülmüş)

1 tatlı kaşığı pudra şekeri


Kek karışımına margarin, yumurta ve sütü ekleyip mikserde çırpın.Karışım kutusundan çıkan çikolata parçalarını da ilave edip 5 sn. daha çırpın. Hamuru 26 cm. çapında, yağlanmış bir kalıba dökün. Çekirdeklerini çıkardığınız ve iyice süzdüğünüz vişneleri bastırmadan hamurun üzerine yerleştirin. Önceden 150'de ısıtılmış mini fırında yaklaşık 1 saat pişirin.
Ben keki bir gün önceden yaptım ve vişneler pudra şekerini sulandırdığı için de eklemeyi pazar sabahına erteledim.Size de pudra şekerini servis etmeden az evvel ilave etmenizi öneririm.

Afiyet olsun!

22 Mayıs 2008 Perşembe

Anneme İthaftır!

Hani "denizden babam çıksa yerim" diyenler vardır ya, annem de onlardan biri..

Küçüklüğümden beri pazar günlerinin sıklıkla tercih edilen menüsü balık ve bol salataydı. Hiç üşenmeden ya da ev balık kokacak demeden balık pişiren
annem, bu çok sevdiği lezzeti ancak iki koşulda geri çevirirdi: yanında kardeşimle ben yokken "boğazından geçmediği" için ve ramazan ayında..

Anneme ithaf ettiğim kağıtta levreği, aynı zamanda sevgili
Lama'nın "Annemin Yemekleri" etkinliğine de yolluyorum..



Malzemeler:
2 adet levrek (temizlenmiş ve dilimlenmiş)

1 adet patates

1 adet havuç

2 diş sarımsak
1 adet domates

1/2 dilimlenmiş limon

1 adet yeşil biber
biberiye

tuz

karabiber

fırın poşeti

1 çorba kaşığı un

İçine un koyduğunuz fırın poşetinin ağzını kapatıp sallayarak unun her yere dağılmasını sağlayın. Levreği ve dilimlediğiniz patates, havuç, sarımsak, domates, limon ve biberi de ekleyin. Baharatları da serptikten sonra fırın poşetinin ağzını kapatın. Topluiğneyle poşetin birkaç yerini delin, fırın kabına yerleştirin ve 200' fırında pişirin. Havuçları kontrol ederek pişip pişmediğini anlayabilirsiniz. Ben levreği kıvırcık salata ile servis ettim..


Afiyet olsun!

Not: Yarın sabah yıllık iznimin bir haftasını kullanmak üzere bavulumdan önce hazır ettiğim not defterim ve fotoğraf makinemle tatil yoluna çıkmış olacağım.. Dönüşte görüşmek üzere, hoşçakalın..

21 Mayıs 2008 Çarşamba

Fırında Mantar Güveç


İşte size davet menüleri için nefis bir ara sıcak! Özellikle de etin yanında mükemmel bir eşlikçi..

Önceki yazımda menüde adı geçen mantar güveci ilk yapışım güveç kaplarımı nasıl kullanabilirim sorusundan yola çıkıp, evdeki malzemeleri değerlendirmek adına kendime göre bir tarif oluşturmamla gerçekleşti. Sonuçtan öyle memnun kaldım ki menü hazırlayacağım zaman artık mutlaka mantar güveci de not ediyorum..

Malzemeler:
400 gr. dilimlenmiş mantar
1 çorba kaşığı domates salçası

2 çorba kaşığı biber salçası (mutlaka)
2adet domates
2 adet çarliston
1 adet sarımsak

kekik
karabiber

tuz
5 dilim kaşar peyniri

Mantarları yıkadıktan sonra vok tavaya alın ve harlı ateşte suyunu salana kadar soteleyin. Dilimlediğiniz çarliston biberini ilave edip 1-2 dk. daha kavurun. Salçaları, kabuğunu soyup küp küp doğradığınız domatesi, baharatları ve dövülmüş sarımsağı da ekleyip 4-5 dk. pişirin. Soslu mantarları güveç kaplarına paylaştırın (bu ölçülerden 5 porsiyon çıkıyor) ve üzerlerine 1'er dilim kaşar peyniri koyup 200' fırında kaşarlar eriyinceye kadar pişirin.

Afiyet olsun!


Not: Eğer hemen fırınlamayacaksanız mantar güveci hazırlayıp buzdolabında bekletebilirsiniz.

18 Mayıs 2008 Pazar

Lise Arkadaşları Sofrası ve Antep Marinatlı Tavuk Şinitzel

Geçtiğimiz cumartesi eşimin lise arkadaşlarını ağırladığımız sofra..

ve o akşam için hazırladıklarım..

Antep marinatlı tavuk şinitzel

patates ograten

şehriyeli pilav

mantar güveç


labneli salamlı cevizli lavaş


biberli Trakya salatası

mısırlı kıvırcık salata

yoğurtlu semizotu salatası

cevizli kabak mezesi


Karaköylü talaş böreği

zeytinyağlı enginar

Bu sofradan ilk olarak paylaşacağım Antep marinatlı tavuk şinitzel için malzemeler:


6 parça tavuk şinitzel (arzu ederseniz dana şinitzelle de yapabilirsiniz)

Marinat sos için:
4 adet sarımsak
1 orta boy kuru soğan
1 demet maydanoz
5 yemek kaşığı zeytinyağı
2-3 yemek kaşığı nar ekşisi ya da limon suyu (ben nar ekşisi kullandım)
4 çay kaşığı domates salçası
4 çay kaşığı biber salçası
1 tatlı kaşığı tozşeker
1'er tatlı kaşığı kuru kekik, kuru nane
1'er çay kaşığı tuz, karabiber, toz kırmızıbiber

Bütün malzemeyi geniş ve derin bir kaba koyup iyice karıştırın. Tavukların her tarafını bu sosa bulayın ve kabın kapağını kapatıp soslu tavukları buzdolabında en az 1 gece bekletin. Geniş bir teflonu orta ısılı ateşte kızdırın ve tavukları sosla birlikte tavaya aktarın. Orta ısılı ateşte tavukları arkalı önlü 4'er dk. kızartın ve ocağı kısıp sonra 5-6 dk. daha pişirin.

Afiyet olsun!
Not: Tarif Sahrap Soysal'a aittir..

15 Mayıs 2008 Perşembe

Çiğ Yufkadan Kıymalı Börek (PDÇSE 23)




Anneler günü kahvaltımıza gelen yorumlardan çok mutlu olan annemin hazırladığı çiğ yufkadan börek, hem evde hem burada rağbet gördüğü için hemen tarife geçiyor ve böreği Derya'nın evsahibeliğini yaptığı PDÇSE 23'e yolluyorum.

Bu böreğin özelliği yufkaların pişmemiş olması, bu yüzden yufkacıdan çiğ yufka olarak istemeniz gerekiyor..


Malzemeler:

5 adet çiğ yufka

300 gr. kıyma

2 orta boy soğan

1 yumurta sarısı (üzerine sürmek için)

2 yemek kaşığı sıvıyağ (soğan ve kıymayı kavurmak için)

10 yemek kaşığı sıvıyağ (yufkaları yağlamak için)

tuz

karabiber


Harç için soğanı rendeleyin ve 2 yemek kaşığı sıvıyağda kavurun. Soğanlar pembeleşince kıymayı da ilave edip kavurmaya devam edin. Kıyma suyunu salıp çektikten sonra tuz ve karabiber ekleyerek harcı soğumaya bırakın. 2 yemek kaşığı sıvıyağ ile yağladığınız bir kat yufkanın üzerine kıymalı harçtan ekleyin. Yuvarlak ucundan tutarak yufkayı rulo şeklinde sarın. Büyük boy borcamı sıvı yağla yağladıktan sonra yufkayı kol böreği gibi borcamın içinde döndürerek yerleştirin. Aynı işlemi tekrarlayarak, kalan 4 adet yufkanızı da borcama döşeyin. Böreğin üzerine yumurta sarısı sürün ve 175' fırında üzeri kızarıncaya kadar pişirin.Bu börek peynirli harç ile de enfes oluyor, denemenizi tavsiye ederim..

Önemli not: Yufkalar çiğ olduğundan bekletmeden böreğinizi hazırlamanız gerekiyor. Eğer hemen pişirmeyecekseniz, hazırlayıp buzdolabında bekletebilir, pişireceğiniz zaman üzerine yumurta sarısı sürebilirsiniz..

Afiyet olsun!

14 Mayıs 2008 Çarşamba

Kahve & Kitap Etkinliği

Sevgili Burçak'ın hazırladığı Kahve&Kitap etkinliği'nden tesadüfen haberim olmuş, duyar duymaz da çok heyecanlanmıştım.. Mayıs başında yolladığımız hediyeler sahiplerine doğru yolculuklarına çıkmışken ben de iş dönüşü gözlerim kapıda kargoyu bekliyordum..


Sevgili İlker'e hediyesini yolladığım gün, merakla beklediğim hediyem de bana ulaştı. Sevgili Neslihan'ın yolladığı kutuyu açınca hem çok mutlu oldum, hem de içime bir kurt düştü.. Neslihan bana çok güzel bir kitap, kahve ve nefis çikolatalar yollamıştı. "Etkinliği yanlış mı anladım" endişelerimin Burçak'tan gelen cevapla haklı çıkmasıyla kahve ya da kitaptan dilediğimizi değil, hepsinden yollayacağımızı anlamış oldum.. Mahçubiyetim ve üzüntüm İlker'in ona aldığım hediyeye içten ve sımsıcak teşekkürü ile hafifledi.. Bu güzel etkinliği düzenleyen Burçak'a ve bana bu güzel hediyeleri yollayan Neslihan'a çok teşekkür ederim..

11 Mayıs 2008 Pazar

Anneler Günü Kahvaltımız ve Annemin Peynirli Poğaçası

Annem pazar sabahı bizi kahvaltıya davet etti. Biz de yoğun geçen pazar günümüze bu güzel sofrayla başlamış olduk.. Birilerinin dayanamayıp tadına baktığı çiğ yufkadan kıymalı böreğin ve ev yapımı vişne suyunun öncesinde annemin peynirli poğaçasının tarifini vereceğim..

Annemin Peynirli Poğaçası için malzemeler:

2 yumurta akı (sarıları üzerlerine sürülecek)
1 paket Becel (eritilmeyecek)
1çay bardağı hakiki sızma zeytinyağı (poğaçanın özelliği)

1 çay bardağı yoğurt

1 paket kabartma tozu
1/2 tatlı kaşığı tuz
aldığı kadar un
200 gr. beyaz peynir

Bütün malzemeleri karıştırıp hamuru yoğurun. Yarım saat dinlendirdikten sonra poğaça şekli verip içine arzunuza göre peynir, kıyma veya haşlanmış patates koyun. Üzerlerine yumurta sarısı sürün ve kızarıncaya kadar 175' fırında pisirin.

Bu poğaçaları sevgili Aynur'un evsahibeliğini yaptığı Poğaça Etkinliğine, kahvaltı sofrasını da sevgili Özlem'in evsahibeliğini yaptığı Kahvaltı Şenliği'ne yolluyorum.. İkisine de kolaylıklar diliyorum..

Afiyet olsun!

9 Mayıs 2008 Cuma

Anneler Gününüz Kutlu Olsun!

Karşılıksız sevgi, fedakarlık ve kendini adamışlık... Annemi düşündüğümde bunlar aklımda hep olmuştur da, evlendikten sonra sanki daha iyi anlar oldum, hem onu, hem de bana öğrettiklerini..

Ve ne mutlu bana ki, bir annem daha oldu evliliğin bana kazandırdığı..


Tüm annelerin ve anne adaylarının Anneler Günü'nü kutlarım.. Hakkınız ödenmez..

Not: Fotoğraf buradan alıntıdır..

6 Mayıs 2008 Salı

Balkonda Keyif ve İki İçecek

Yaklaşan dönem sonuyla beraber telaş içinde olan öğrenciler bütün bir sömestrı kapsayan ödevlerini kontrol ettirme çabası içine girdiler.. Ben de bu işi kendim için daha zevkli hale getirebilmenin yollarını ararken fotoğrafta gördüğünüz şekilde balkon keyfi yapmaya karar verdim..

Kavurucu yaz sıcakları söylentileri etrafta dolaşırken, ilk olarak, her anlamda içimi ferahlatan bir içecek tarifini paylaşmak istiyorum.. İlki Yenge'mden öğrendiğim bu pratik ve serinletici içeceği hazırlamak çok kolay! Soğuk su ile dolu bir bardak ya da sürahiye 1-2 dilim limon ve 3-4 yaprak taze nane koyun. Öyle ferahlatıcı bir tat ki!



Türk kahvesini hiç tarçınla denediniz mi? Yapmanız gereken tek şey kahvenizi pişirmeye başlamadan önce cezveye 1 çay kaşığı tarçın eklemek..

Not: Tarifi burada görmüştüm.

Afiyet olsun!

3 Mayıs 2008 Cumartesi

Peksimetli Mikanos Salatası (En Güzel Salata Yarışması -1)


Geçen hafta iş dönüşü, soluğu mutfakta aldığımda aklımda tek bir şey vardı: salata!

Mutfak çekmecesinden Sevgilim, Akşama Ne Pişirdin'i alıp daha önceden kenarını kıvırdığım sayfayı bulmak için yaprakları hızla çevirmeye başladım.. Sonunda aradığımı buldum: Peksimetli Mikanos salatası! İçindeki fesleğen ve peksimet haricinde, benim çoban salatama çok benzeyen bu salatanın tarifini aceleyle okuyup kendime uyarlayarak salatayı hazırladım.. Sonuç mu?

İki kişilik ailemiz için yapmış olduğum en büyük salata yemeğimizden önce bitmişti!

Bu nefis salatayı hemen deneyebilmeniz için tarife geçiyorum..

Malzemeler:
5-6 dilim peksimet
5-6 adet orta boy domates
300 gr. sert beyazpeynir
2 tatlı kaşığı kekik
1 yemek kaşığı kuru fesleğen (ben taze kullandım, kokusuna bayılıyorum)
1 demet taze nane yaprağı (ben 1/2 demet kullandım)
1/2 su bardağı zeytinyağı
1 adet orta boy kuru soğan
tuz

Peksimetleri ve domatesleri küp küp doğrayın. İçine beyazpeyniri rendeleyerek (ben küp küp keserek kullandım) kekik, fesleğen ve naneyi de ilave edin. Son olarak halka halka doğradığınız soğanı da ekleyin. Üzerine tuz serpip zeytinyağı gezdirin. Ben ek olarak 1/2 limon da sıktım.. Orjinal tarifte, Sahrap Soysal, ağzı kapalı bir şekilde salatayı 2-3 saat buzdolabında tutmanın salataya lezzet katacağını ve bu salataya kaparinin de çok yakışacağını yazıyor..

Afiyet olsun!

Not: Bu güzel salatayı sevgili Sevil'in evsahibeliğini yaptığı salata yarışmasına gönderiyorum..

1 Mayıs 2008 Perşembe

Yeşim'in Biberiyeli Tuzlu Kurabiyeleri (PDÇSE 22)

Blog arkadaşlarımdan tarifler denemeye bayılıyorum! Bu tariflere öyle çok güveniyorum ki, ilk denememde yaptıklarımı misafirlerimize ikram ediyorum ya da hediye olarak götürüyorum.. Sevgili Yeşim'in biberiyeli tuzlu kurabiye tarifi de bunlardan biri.. Yeşim'cim bu güzel tarif için tekrar teşekkür ediyorum..

23 Nisan'da eşimin yengesi bizi akşam yemeğine davet ettiğinde, okulun da tatil olmasını fırsat bilerek, hazır bir şeyler almaktansa kendim yapmayı tercih ettim ve Yeşim'in kurabiyelerini pişirip paketledim..


PDÇSE 22'nin evsahibesi Fatoş'a yolladığım bu kurabiyelerin malzemelerine göz attığınızda yağ miktarının biraz fazla olduğunu göreceksiniz, fakat elde ettiğiniz yumuşacık hamur karışımı çok lezzetli kurabiyelere dönüşüyor.. Sevgili Ayşe Yenge de öyle düşünmüş olmalı ki tarifi isteyerek beni onore etti! Hiçbir değişiklik yapmadan malzeme listesini aktarıyorum:

Malzemeler:
250 gr. tereyağı
1 tatlı kaşığı kabartma tozu
4 su bardağı un
1 tatlı kaşığı tuz
1 çorba kaşığı sirke
1 çay bardağı sıvı yağ
1 çay bardağı yoğurt
1 yumurta akı (sarısı üzerine)
1 çay bardağı biberiye

Derin bir kabın içine tereyağını küp küp doğradıktan sonra birlikte elenmiş un ve kabartma tozunu ekleyin ve karıştırın. Tüm malzemeyi iyice yoğurduktan sonra 1 saat buzdolabında dinlendirin. Dolaptan çıkarınca 10 dakika bekeltin ve 1 cm. kalınlığında açın. Kurabiye kalıplarıyla kesin. Üzerine yumurta sarısı sürün ve biberiye serpin. Önceden ısıtılmış 180' fırında kurabiyelerin üzeri kızarana kadar pişirin.

Afiyet olsun!

Not: Ayşe Yenge'nin bizim için hazırladığı enfes yemeklerin tarifini alır almaz sizlerle de paylaşacağım..