Benim Gözümden etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Benim Gözümden etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Haziran 2012 Cumartesi

İşte O Kahvaltı!


Şarap festivaline katılmak için Bozcaada'ya gitmeye niyetlenince sorduk soruşturduk, okuduk araştırdık ve Rengigül Konukevi'nde karar kıldık. Herkesin dilinde Özcan Hanım'ın o meşhur kahvaltı sofrası olunca karar vermek hiç de zor olmadı.


Her tarafı çiçekler ve şirin objelerle bezeli, itinalı ve zevkli bir emeği yansıtan, kuş cıvıltılarıyla dolu bahçenin farklı köşelerinde kurulan kahvaltı sofralarında da misafirler ağırlanıyor..


Birçok açıdan Özcan Hanım ile zevklerimiz benziyor. Kuş objeleri bunlardan biri..

 çiçekli tabaklar da diğeri.. Özcan Hanım'ın gül yapraklarıyla süslediği içinde limon kabuğu ve labne olan nefis kahvaltılık favorilerimdendi..

 

 Mercan köşk, kekik ve ada otlarıyla marine edilmiş zeytinyağı Özcan Hanım'ın leziz tariflerinden..





Bütün reçeller Özcan Hanım'ın emeği.. Hepsi birbirinden lezzetli ama favorim elma-lavanta reçeliydi..


Domates, iğde çiçeği, mandalina, yeşil biber, karadut ve incir aklımda kalan çeşitler..

 

İğde çiçeği reçeli

 
Domates reçeli

Her fırsatta büyük keyifle hazırladığım kahvaltı sofralarını blogda paylaştığımı bilen bilir.. Bu sebepten Bozcaada lezzetlerine Özcan Hanım'ın kahvaltı sofrası ile başladım. Sırada yerel lezzetler var.

25 Mayıs 2009 Pazartesi

Carte D'or Anneler Günü Sürprizi ve Fabrika Gezisi

Fotoğraf makinem tatilden yeni döndüğünden Carte D'or'un anneler günü süprizi hakkında anca yazabiliyorum.. Annemle çekilmiş bir fotoğrafı gönderdikten sonra sürprizin ne olabileceği hakkında fikir yürütmeye başlamıştım. Kargo elime ulaşınca da Carte D'or ekibinin nazik jesti karşısında çok mutlu oldum.. İçinde güzel kokulu kuru yapraklar, üzerinde de annemle çekilmiş en sevdiğim fotoğraf olan kutu salonumun baş köşesinde duruyor..
Bu anlamlı yazı ise panomda asılı, gözüm her takıldığında durup okuyabileyim diye..

Yaklaşık iki saat süren ve annemle sohbet ederek geçirdiğim keyifli otobüs yolculuğundan sonra dondurma fabrikasına vardık.. Canan Hanım ve Hakkı Bey bize dondurma yapımı ve fabrika hakkında bilgiler verdiler, soruları yanıtladılar.. Gruplara ayrıldıktan ve özel tulumlar giydikten sonra fabrika gezimize başladık..

Fabrika içerisinde çekim yapmak yasak olduğundan bu bölümle ilgili sizinle paylaşabileceğim fotoğraf yok ama pekçok kare hafızamda yerini aldı. Üretim hatları, konveyörler, dondurma kutuları, kartonları büyük bir hızla katlayan hanımefendi, içlerinden dondurma akan borular, meyve şölenlerinin üzerindeki desenleri veren makine bunlardan sadece bazıları..

Fabrika gezisi esnasında her aşama titizlikle bizlere açıklandı, sorulan sorular cevaplandı.. Üretim hattından alınıp bizlere sunulan dondurmaları yemek de ayrıca keyifliydi.

Tanıştığımızdan beri Carte D'or ekibi profesyonelliği nazik jestlerle birleştirdiği gibi hediyelerle de bizi şımartmaya devam etti. Emeği geçen tüm personele teşekkür ediyorum, herşeyden daha değerli olan da içten gülümsemeleriydi..

Not: Gezinin sonunda bahçede bizi bekleyen güzel piknği en kısa zamanda sizinle paylaşacağım..

10 Mart 2009 Salı

Haftasonundan

Pazar kahvaltısına Çınaraltı'ndaydık.. Sanırım baharın gelişini dört gözle beklediğimizden güneşi görünce kendimizi açık havaya atmak çok iyi oluyor.. Hele menüde Bağ Pastanesi'nin nefis simidi ve

kuru poğaçası da varsa değmeyin keyfime.. Pazar gününü iple çekiyorum!

25 Ocak 2009 Pazar

Sahanda Yumurta

Keşke hayatta dengeleri kurmak da sahana kırılan yumurtanın beyazı ile sarısını karıştırmamak kadar kolay olsa.. Yorucu bir cumartesinin ardından bu sabah gözlerimi beşte açtığımda istediğim tek şey sahanda yumurta ve sessizlikti.. Bir tatlı kaşığı tereyağını erittim önce bakır tavada.. Sonra da üç yumurta kırdım içine sırayla, başarının sırrının sadece bende değil, yumurtanın da tazeliğinde olduğunu düşünerek. Beyazlar ve sarılar pişince sıra geldi taze ekmeği yumurtaya banmaya, sessizce ve ağır ağır..

15 Aralık 2008 Pazartesi

Oylat

Bayramın ilk günü hedefimiz Oylat, ilk durağımız ise -eşimin tavsiyesiyle-İnegöl'de Orhan Köfteydi. Köfteler nefis, servis hızlıydı..

Etrafta kuş cıvıltılarından başka hiçbir sesin duyulmadığı bu doğal güzellik birkaç saatliğine de olsa bizi şehrin gürültüsünden uzaklaştırdı..



2 Aralık 2008 Salı

Ara Cafe'de Öğle Yemeği

İstiklal Caddesi'nde Galatasaray Lisesi'nin karşısındaki Ara Cafe, ismini Ara Güler'den alan ve lezzetli yemekleriyle meşhur bir restoran/cafe.. Yemeğinizi yerken duvarlardaki ve Amerikan servislerindeki Ara Güler fotoğraflarının keyfine varabilirsiniz..


Biz domates suyu içerken, Galata Köprüsü'nün eski fotoğrafını inceledik..


peynirli salata - mutlaka deneyin..

somonlu makarna - eşimin favorisi..

Balkan köfte - közlenmiş patlıcan üzerine dizilmiş lezzetli köftelere yoğurt ve domates sosu eşlik ediyor..

Not: Cafeden çıkarken Amerikan servislerden rica edebilirsiniz.. Çerçeveletip duvara asmak hoşunuza gidebilir..

1 Aralık 2008 Pazartesi

İstiklal Caddesi'nde Bir Pazar

Ne zamandır fırsatını bulup gidememiştik İstiklal Caddesi'ne.. Haftasonları ne kadar kalabalık olduğunu iyi bildiğimizden erkenden düştük yollara.. Taksim girişinden başlayıp Tünel'e kadar ufak bir gezinti yaptık, elbette ara sokakları es geçmeden..

Gezinin ilk durağı Taksim girişinde, Sıraselviler ve İstiklal Caddesi'nin kesiştiği yerde, Bizans ve modern mimari ortak eseri olan Aya Triada.. İçi mermer süslemeleriyle dolu nefis bir yapı..

Çiçek Pasajı..

Öyle güzel düzenlenmiş ve pırıl pırıldı ki boş oluşunu sabahın erken saatlerine bağladık..

Girişte, sütunların üzerindeki heykelleriyle ünlü Avrupa Pasajı Galatasaray Lisesi'nin hemen karşı sokağında.. Ada'nın Alper'le ilk karşılaştığı yer..

Galatasaray Lisesi'nin yan sokağından aşağı doğru yürüyoruz, bu seferlik Fransız Sokağı'na uğramadan sola kıvrılıp "merdivenleri" bulmak istiyoruz.. Alper'in Ada'ya kitap verdiği merdivenler..

Her zaman tenha ve huzur dolu olan Santa Maria Draperis..

Asmalımescit Sokağı..

ve İstiklal Caddesi'nin sonu, Tünel ve nostaljik tramvay..

Gezinin sonunda epeyce acıkan karınlarımızı bizim için vazgeçilmez bir yerde doyurduk.. Neresi mi?

Cevap yarına!

17 Kasım 2008 Pazartesi

Haftasonundan Kalanlar..

Pencereden baktığınızda dünyanın neresinde olduğunuzu unuttuğunuz oldu mu?

Ya da nerede olursanız olun, İstanbul'u hep içinizde hissettiğiniz?

ve sahip olduğunuz tüm güzel anıların başlangıç noktası Kız Kulesi'ne yapılan bir ziyaret sizi yıllar öncesine götürdü mü hiç?

8 Kasım 2008 Cumartesi

Özledim..

Herşey geçen gün kumru yiyişimizle başladı.. "Kumrucu Hüseyin'de yediklerime hiç benzemiyor" dedim.. Benzemiyordu da..

üstelik kumrunun yanında turşu da ikram edilmemişti..

Resim EkleÇok geçmeden aklıma Ilıca'nın o upuzun, ince beyaz kumlu ve alabildiğine mavi sahili geldi..

ve tekne turları..

Sonra da mutlaka gidip kalmak istediğim muhteşem dizayn ve dekorasyonuyla Nars'ı hatırladım..

Evet, ben Ilıca'yı çok özledim..
Kubilay Amca'yı, İnci Yenge'yi ve Mike'ı da çok özledim..

27 Ekim 2008 Pazartesi

Türkiye 2008'de

Blogumu ve düşünce özgürlüğümü geri istiyorum!

Gelişmeleri http://www.bloghareketgunu.com/index.php/
adresinden takip edebilirsiniz.. Lütfen bütün kampanyalara katılın..

22 Ekim 2008 Çarşamba

Zaman Paradoksu











Arkadaşım Yasemin, aşağıdaki yazıyı mail olarak yollamış bana. O kadar hoşuma gitti ki, sizinle de paylaşmak istedim..


Zaman Paradoksu

George Carlin Amerika’da 70 ve 80'li yılların bir komedyeni idi. 11 Eylul’den ve karısının ölümünden sonra şöyle yazmıştı:

Tarih içinde zamanımızın paradoksunu şöyle sıralayabiliriz:

"Daha yüksek binalarimiz ama daha kısa sabrımız var; daha geniş otoyollarimiz ama daha dar bakiş açılarımız var. Daha çok harcıyoruz, ama daha az şeye sahibiz. Daha fazla satın alıyoruz ama daha az hoşnut kalıyoruz.

Daha büyük evlerimiz, ama daha küçük ailelerimiz; daha çok ev gereçleri, ama daha az zamanımız var. Daha çok eğitimimiz, ama daha az sağduyumuz; daha fazla bilgimiz, ama daha az bilgeliğimiz var.

Daha çok uzmanımız ama yine de daha çok sorunumuz; daha çok ilacımız ama daha az sağlığımız var.

Çok fazla alkol ve sigara tüketiyoruz, çok savurganca para harcıyoruz, çok az gülüyoruz, çok hızlı araba kullanıyor, çok çabuk kızıyoruz, çok geç saatlere kadar oturuyor, çok yorgun kalkıyoruz. Çok az okuyor, çok fazla televizyon seyrediyoruz ve çck ender şükrediyoruz. Mal varlıklarımızı çoğalttık ama değerlerimizi azalttık. Çok konuşuyoruz , çok az seviyoruz ve çok sık nefret ediyoruz.

Geçimimizi sağlamayi öğrendik ama yaşam kurmayı öğrenemedik. Yaşamımıza yıllar kattık ama yıllarımıza yaşam katamadık. Aya gidip gelmeyi öğrendik ama yeni komşumuzla karşılaşmak için caddenin karşısına geçmekte sorunumuz var. Dış uzayı fethettik ama iç dünyamızı edemedik. Daha büyük işler yaptık ama daha iyi işler yapamadık.


Havayı temizledik ama ruhumuzu kirlettik. Atoma hükmettik ama önyargılarımıza edemedik. Daha çok yazıyoruz ama daha az öğreniyoruz. Daha çok plan yapıyoruz, daha az sonuca varıyoruz. Koşuşmayı öğrendik ama beklemeyi öğrenemedik.. Daha fazla bilgi depolamak, her zamankinden çok kopya çıkarmak için daha çok bilgisayar yapıyoruz ama git gide daha az iletişim kuruyoruz."


Siz ne dersiniz?


Not: resmi internetten aldım..

7 Ekim 2008 Salı

En Keyifli Sonbahar!

Sonbahar, yağmurları ve soğuğu da yanında getirmişken, haftasonlarınızı en güzel şekilde değerlendirmek için planlar yaptınız mı? Biz, 2 senedir yaptığımız gibi, aylık biletlerimizi alıp Şehir tiyatroları'nın yolunu tuttuk ve ilk oyunumuzu pazar günü seyrettik: Müsahipzade Celal'in İstanbul Efendisi.. Geniş ve başarılı oyuncu kadrosu ve eleştirel yanıyla keyif alarak seyrettiğimiz bir oyun oldu. Tiyatro izlemek kadar keyifli olan bir başka şey de, bir fincan kahve eşliğinde oyun hakkında sohbet etmek oluyor..
Siz ne dersiniz?

24 Eylül 2008 Çarşamba

Sobee!!

Seda'cım beni sobelemiş, işte cevaplarım!


İsminiz?
Aslı

Nerelisiniz?
İstanbul'da doğdum ama hem anne hem baba tarafından Arnavut göçmeniyiz.

Yaşadığınız yer?
İstanbul.

Mesleğiniz?
İngilizce öğretmeniyim..

Hobileriniz?
Fotoğraf çekmek, yapboz yapmak, keşfetmek, blog yazmak ve balkonumda çiçek yetiştirmek..

Evli misiniz?
Bir senemiz yeni bitti..

Kaç çocuğunuz var?
Henüz çocuğumuz yok.


En sevdiğiniz yemek?
Cevabımın dönemsel olarak değişebileceği bir soru; ama bu aralar kesinlikle pizza!!


En sevdiğiniz tatlı?
Hiç ayırım yapmadan bütün tatlıları bayıla bayıla yerim..


Sevdiğiniz müzik türü?
Klasik, caz, Türk sanat müziği..


Nerelere gitmek istersiniz?
Öncelikle bir kere daha Karadeniz'i görmek isterim, hatta pekçok kere daha.. Sonrasında Doğu ve GüneyDoğu Anadolu, İtalya, Mısır, Hindistan, Prag, Japonya, Balkanlar ve Maldivler..

Ben de eğer kabul ederlerse Pınar ve Bengisu'yu sobeliyorum, kolay gelsin arkadaşlar..

22 Eylül 2008 Pazartesi

Sonbahar Gelirken..

İstanbul'da sıcaklığın birden düşmesi ve birkaç gündür devam eden yağışlarla birlikte ben de sonbaharı özlemiş olduğumu farkettim.. Bu sıralar, yağmur yağarken elimde bir fincan kahve pencere önüne oturup sokağı seyretmeye ya da kitap keyfi yapmaya ayıracak vaktim olmadığından sonbahar özlemimi fotoğraflarla gidermeye çalışıyorum.. Akşamları da yeni mevsim için çorbalar pişiriyorum.. Bunlardan biri de Sahrap Soysal'ın mantar çorbası..

Malzemeler:
300-400 gr. taze kültür mantarı
1 yemek kaşığı limon suyu
3 yemek kaşığı zeytinyağı
2 diş sarımsak
1 yemek kaşığı tepeleme un (yulaf, çavdar, kepekli un karışımı da olabilir)
1'er çay kaşığı tuz, karabiber
8 su bardağı et ya da tavuk suyu (soğuk ya da ılık olabilir)
2 su bardağı süt
1 adet yumurtanın sarısı
2-3 yemek kaşığı soya sosu


Akan suyun altında ovalayarak yıkadığınız mantarları rendeleyip derin bir kaba koyduktan sonra üzerine limon suyu gezdirin. (Ben bu aşamada 1-2 mantarı incecik kesip servis esnasında çorbaya eklemek için kenarda tuttum.) Diğer taraftan,zeytinyağını orta boy bir tencerede kızdırın. Pirinç tanesi büyüklüğünde doğradığınız sarımsakları kızgın yağa aktarıp 30 saniye kadar soteleyin.Üzerine rendelenmiş mantarı ilave edip ocağın altını açın.Mantarı yüksek ısılı ateşte tahta bir kaşıkla sürekli karıştırarak 3-4 dakika kadar kavurun. Ocağı biraz kısıp unu serptikten sonra orta ısılı ateşte 2 dk. daha karıştırarak kavurun. 8 su bardağı et ya da tavuk suyunu azar azar tencereye aktarın. Bir taraftan çorbayı sürekli karıştırmaya devam ederken, bir taraftan da tuzu ve karabiberi serpin. Çorba kaynamaya başlayınca karıştırma işlemini bırakın. Sütü, yumurta sarısını ve soya sosunu derin bir kapta tel çırpıcıyla çırpıp bir kenarda bekletin. Çorba kaynamaya başladıktan 5 dk. sonra içine hazırladığınız sütlü yumurtayı sürekli karıştırarark azar azar ilave edin. Çorbayı 5 dk. daha kaynatıp ocaktan alın ve eğer kenara dilimlenmiş mantar ayırdıysanız çorbaya ekleyip sıcak sıcak servise sunun.

Not: isterseniz servise sunmadan önce 3-4 yemek kaşığı rendelenmiş eski
kaşar peyniri ekleyip pul kırmızı biber serpiştirebilirsiniz.

Afiyet olsun!