12 Haziran 2008 Perşembe

İlker'in Tarifiyle Kuymak

Hatırlayacaksınız, Karadeniz gezimizin 4. günü Trabzon - Akoluk Lokantası'nda tatmıştık kuymağı. Bir peynir sever olarak bu lezzete bayılmış ve dayanamayıp sevgili İlker'den tarifini istemiştim. Sağolsun, öyle yardımseverdi ki, bir koşu tarifi yazıp bana verdi. Ben de hiçbir değişiklik yapmadan İlker'in yazdığı tarifi size aktarıyorum..


Tereyağı eriyecek. Ondan sonra 2 su bardağı su katılacak. Su kaynadıktan sonra mısır unu katılacak. Çok katı olmayacak şekilde olacak. Ondan sonra da tellenen peynir (Karedeniz'de köylerde yapılan bir peynir. İlker İstanbul'da bulamayacağımızı söyledi, onun yerine dil peyniri ya da örgü peynir kullanabilirmişiz) konulup eritilecek. 5 dk. sonra tamam olur.

Afiyet olsun!

Not: Bu lezzeti İstanbul'da da yakalayabilmek için Ayder'den bakır kuymak sahanı almıştık. Dener denemez benim kuymağımın fotoğrafını da ekleyeceğim.. Bu arada kuymak sıcak sıcak yeniyor..

14.06.08 tarihli ekleme: Sofradaki Anadolu etkinliğinde tanışma fırsatı bulduğumuz Trabzon'lu ustanın laz böreğini yerken, kuymak ve mıhlamanın aslında aynı şey olduğunu, Trabzon'da kuymak, Rize'de mıhlama, hatta başka yörelerde başka isimler de aldığını öğrendik..

10 Haziran 2008 Salı

Zeytinyağlı Enginar

Tatil boyunca mutfaktan uzak kaldım.. İşte bu özlemle mutfağa girip, yazı da bahane ederek zeytinyağlı ağırlıklı menüler hazırlıyorum bu aralar. Zeytinyağlı enginar da pişirdiklerimden biri..


Malzemeler:

6 adet enginar
2 adet limon
2 adet kuru soğan

3 yemek kaşığı zeytinyağ

1 çay kaşığı un

tuz
2 adet kesmeşeker
dereotu
bezelye (arzuya göre)



Ayıklanmış enginarların varsa üstlerindeki tüylü kısımlarını bir kaşık yardımıyla ince bir tabaka halinde temizleyip limonla ovun ve kararmamaları için limonlu suda bekletin. Soğanı piyazlık doğrayıp zeytinyağı ile çevirin. Enginarları ve bezelyeleri ilave edin. Tuz, şeker ve unu yarım limon suyu ile karıştırıp enginarların üzerine gezdirin. Üzerine çıkacak kadar su ilave ettikten sonra enginarlar yumuşayıncaya kadar pişirin. Eğer benim gibi düdüklü tencereyi tercih ederseniz 6-7 dk. yeterli olacaktır. Piştikten sonra enginarları servis tabağına alıp üzerlerini dereotuyla süsleyin.


Bu da annemin geçen hafta bizi davet ettiği akşam yemeği için yaptığı enginarlar. Dilerseniz annem gibi enginarlarınızı bezelyesiz de pişirebilirsiniz..

Afiyet olsun!

9 Haziran 2008 Pazartesi

Karadeniz Turu Son Gün Uzungöl - Ayder Yaylası

Gezimizin son gününe İnan Kardeşler'de kahvaltı ve göl etrafında gezinti ile başlıyoruz. Hava oldukça soğuk..






Arabayı aşağıda bırakıp göle tepeden bakmak için yukarı tırmanıyoruz..







Öğlen Uzungöl'den ayrılıp sınır kapısına gidiyoruz..


Dönüşte Rize'nin Çamlıhemşin girişinden Ayder Yaylası'na doğru yol alıyoruz.

Gezimiz boyunca gördüğümüz teleferiklere Çamlıhemşin'de de rastlıyoruz. Vadilerin yamaçlarına kurulu köylerin hanelerinin bahçeleri karşı yamaçta olabildiğinden, kurdukları teleferiklerle kimi zaman ürünlerini kimi zaman da insan taşıdıklarını öğreniyoruz..

Çok vakit geçmeden Ayder Yaylası'ndayız..

Her yer yemyeşil, çimenler bir örtü gibi etrafı kaplamış.. Pekçok motel ve pansiyon var, biz Kuşpuni'nde karar kılıyoruz.. Tertemiz ve sımsıcak bir dağ evi burası..


Pencereden gördüğümüz ve gün boyu sesini duyduğumuz güzellik..


Açık hava karnımızı acıktırınca akşam yemeği molası veriyoruz..

Tereyağlı kaşarlı alabalık

karışık salata

ustadan tarifini aldığım mıhlama..

ve turşu..


Ertesi sabah Kuşpuni'nde kahvaltıyla Karadeniz gezimizi sonlandırıyoruz..


Sanki Karadeniz de hüzünlü biz onu bırakıyoruz diye.. Bir daha gelmeye söz vererek muhteşem doğası, güleryüzlü insanları, nefis mutfağı ile yolculuk boyunca gezip gördüğümüz yerleri düşünüyoruz.. Kimbilir İstanbul'a gidince nasıl alışacağız..

6 Haziran 2008 Cuma

Karadeniz Turu 4. Gün Trabzon - Gümüşhane - Of - Uzungöl

Seyahatimizin 4. günü.. Sabah erken Trabzon öğretmenevi'nden ayrılıyoruz. Şehrin gece görünümü bize İstiklal Caddesi'ni andırmıştı. Biz İstanbul'dan kaçmak için burada olduğumuza göre bir an önce Sümela Manastırı'nın yolunu tutmalıydık. Erzurum tabelalarını takip ederek Maçka'ya doğru gidiyoruz.

Ama önce yöresel bir kahvaltı.. Fazla vakit geçmeden Akoluk Lokantası çıkıyor karşımıza.. Yanyana kulübelerden oluşan, yeşillikler içinde çok şirin bir lokanta..

Kuymak hayallerimiz ne ellerinde ne de fırında mısır unu kalmadığı için suya düşüyor, fakat bal kaymağa da hayır diyemiyoruz. Kahvaltımızı sipariş ettikten sonra, Manastır dönüşü öğle yemeği için buraya uğrar ve kuymak yeriz diye düşünüyoruz. Bunun üzerine güleryüzlü garsonumuz İlker yanımıza geliyor, dönüş yolunda tekrar uğrayıp uğrayamayacağımızı, bize kuymak ikram etmek istediklerini söylüyor. Öyle hoşumuza gidiyor ki bu jest, sevinçle kabul ediyoruz bu içten teklifi.

Ve işte muhteşem kahvaltımız:



Müthiş aromalı yayla peyniri, minzi (toz peynir), tel peynir, beyaz peynir, bal-kaymak zeytin, domates salatalık, reçel, cips (patates kızartmasına cips dediklerini öğreniyoruz), sahanda yumurta ve Karadeniz çayı var bu enfes kahvaltıda.. İlker bize öyle mükellef bir kahvaltı hazırlatıyor ki keyfimize diyecek yok. Öğle yemeğinde görüşmek üzere vedalaşıyor ve yolumuza devam ediyoruz.

Manastır yolu muhteşem! Vadide Altındere akıyor ve her yer orman! Yolda balık tesisleri ve bir aile pansiyonu (Kayalar Aile Pansiyonu) görüyoruz. Altındere Dinlenme Tesisleri'ne geliyoruz ve arabayla giriş yaptıktan sonra virajlı yokuşları tırmanmaya başlıyoruz. Tepeye varmak zaman alıyor çünkü adım başı fotoğraflanacak enfes kareler var.

Ağaç gövdeleri yosun tutmuş, havaya kuş cıvıltıları ve Altındere'nin sesi karışıyor. Arabayla gidebildiğimiz kadar gidip patika yoldan yürüyerek devam ediyoruz.


Manastır uzaktan görünüyor..



Manastır'a çıkan merdivenler..


ve merdivenlerin bitiminde bizi karşılayan manzara..


Sonunda Sümela Manastırı'ndayız.. Deniz seviyesinin 1150 m. üzerinde.. Gezerken rahiplerin ibadet yeri olarak neden burayı tercih ettiklerini çok iyi anladık. Nefes kesen bir doğa, huzur ve dinginlik hakim..


Manastır'da bir odanın penceresi..



İbadethane girişi.. Kök boyasıyla çizilen figürlerin çoğunun yüzü ya kutsal gördükleri için yabancılar tarafından çalınmış, ya da başkaları tarafından kazınmış.. Biraz geç de olsa sahip çıkmaya başlamışız ve şu anda burayı koruyan görevliler var.



Karaca Mağarası'nı görmek için Maçka'dan ayrılıp Gümüşhane'nin Torul ilçesine geçiyoruz .


Dönüşte, Gümüşhane yolu üzerinde Pervanoğlu Tesisleri'nde meşhur Hamsiköy sütlacının tadına bakmak için mola veriyoruz.


Hamsiköy, Maçka'nın bir ilçesi ve sütlacın sırrı bu köyün sütünden yapılıyor olması.. Gerçekten de çok değişik bir lezzeti var..


Kahvaltıda anlaştığımız üzere öğle yemeğimizi Akoluk'ta yiyoruz.

Kuymak (İlker'in tarifi ile en kısa zamanda yayınlayacağım)


saç kavurma
ızgara köfte


salata

Öğle yemeğinden sonra yola koyuluyoruz. Akşamı Uzungöl'de geçireceğiz. Yolda, eşimin arkadaş ve akrabalarının tüyolarını aldıktan sonra
Giresun'da fındık, Of'da döner molası veriyoruz.

Köşem Fındık'ın nefis fındık ve fındık ezmesinin tadına bakıyoruz..


ve sakın yemeden gitmeyin diye tembihlendiğimiz Nizam Usta döneri..

Akşam vardığımızda Uzungöl kapkaranlık.. Elektrik kesintisi.. Pekçok motel ve bungalow arasından jeneratörlü olanı seçip İnan Kardeşler'e yerleşiyoruz..

Aklımızda Sümela Manastırı, uykuya dalıyoruz..

5 Haziran 2008 Perşembe

Karadeniz Turu 3. Gün Sinop - Samsun - Trabzon

Sinop Öğretmenevi'nde erken bir kahvaltıdan sonra, Tarihi Sinop Cezaevi'nin kapalı, Erfelek Şelaleleri'nin de sular altında olduğunu öğrenince rotamızı önce Akliman Koyu'na, oradan da Hamsilos'a çeviriyoruz.



Akliman Koyu Milli Parklar Genel Müdürlüğü bünyesinde. Kamp ve mesire yerleri de var.



Hamsilos yolunda gördüğümüz "En güzel temizlik kirletmemektir" tabelası çok hoşumuza gidiyor, fakat Hamsilos fiyordunda sinekten geçilmiyor..


ve Türkiye'nin en kuzey ucundayız.. 1863'te inşa edilen rota fenerine bir aile bekçilik ediyor.. İnceburun dönüşü Gerze üzerinden öğle yemeği molasını vereceğimiz Samsun'a yol alıyoruz. Yakakent'e 5 km. kala yol kenarında dikkatimizi çeken bir şey oluyor
ve mola verip manzaraya nazır kömür ateşinde pişen semaverde çay keyfi yapıyoruz. Burayı işleten aileden, kısa zaman içinde burada "dualarımızla" alabalık tesisi kurmayı planladıklarını öğreniyoruz.



Öğle yemeğini Mehmet Yaşin'in tavsiyesiyle Samsun - Oskar Lokantası'nda yiyor ve yine kendisinin tavsiyelerini tadıyoruz. Tertemiz, ferah ve çok güzel bir dekorasyonu var lokantanın.
Öğle yemeği saatini geçirdiğimiz için fazla çeşit bulamayacağımızı öğrenince biraz üzülsek de yöresel yemeklerde ısrar ediyoruz ve sofradan mutlu mesut kalkıyoruz..

Ankara tava Mehmet Yaşin'in tabiriyle "damak çatlatan cinsten" (kuzu eti)

Mantarlı Buğu Kebap (dana eti)

Koyun Yoğurdu - Koyun eti ve sütü kesinlikle ağzına koymadığı gibi eve de sokturmayan ben, bayıla bayıla yiyorum bu enfes yoğurdu Karadeniz'de.. İstanbul'da olsam asla denemeyeceğim bir başka lezzet..)

Ekmek Kadayıfı - ikram edilen bu nefis tatlıyı İstanbul'a dönünce yapmam gerektiğini hatırlıyorum..

Bu leziz menüden sonra akşam konaklayacağımız Trabzon'a doğru yol alıyoruz. Şehre oldukça geç vardığımızdan çok aramamıza rağmen yöresel yiyecek bulamıyoruz. Aceleyle karnımızı doyurup uykuya dalıyoruz, ertesi günün yolculuğumuzun en unutulmaz günlerinden biri olacağından habersiz..